Türk Medeni Kanunu’nda soyadı ile ilgili birçok düzenleme mevcuttur. Hukukumuzda aile soyadından anlaşılan erkeğin soyadıdır. Fakat kadının bekârlık soyadını erkeğin soyadı ile birlikte kullanması da mümkündür. Evlilik birliği içinde dünyaya gelen çocuğun soyadı için de kanunda bazı düzenlemeler yapılmıştır. TMK 321’e göre – “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; soyadını taşır.
2525 sayılı Soyadı Kanun’unun 4. Maddesine göre “Soyadı seçme vazifesi ve hakkı evin reisi olan kocaya aittir.” Aynı maddenin 2. Fıkrasına göre evlilik boşanma ile sonuçlanmış olsa ve hatta velayet anneye verilmiş olsa bile çocuğun soyadını seçme hakkı babaya ait kabul ediliyordu. Kadın boşanma ile önceki soyadını alırken çocuğun annenin soyadını taşıması mümkün değildi.
Fakat eşinden boşanan ve çocuğunun velayet hakkı kendisine verilen davacı anne tarafından çocuğa velayeten açılan isim ve soyadın değiştirilmesi davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuş ve Anayasa Mahkemesi’nin 8/12/2011 tarihli, E.: 2010/119, K.: 2011/165 sayılı Kararı ile Soyadı Kanun’unun 4. maddesi değişmiştir. Anayasanın 10. maddesi; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür…”. Anayasanın 41. maddesi; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır…” şeklindedir.
Soyadı Kanun’unun 4. maddesi yukarıda belirtilen Anayasa hükümlerine aykırı olduğundan Anayasa Mahkemesi, bu maddenin değişmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, soyadı seçme hakkının velayet hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir. Yani velayet kimde ise soyadı seçme hakkı da o kişide olmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından önce 4. maddenin 2. fıkrası “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” şeklindeydi. İptal kararından sonra ise evlilik birliği, boşanma ile sonuçlandığı takdirde velayet sahibi anne, çocuğuna kendi soyadını verebilir hale gelmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu iptal kararı kadın ve erkek eşitliği açısından oldukça önemlidir. Soyadı Kanun’unun 4. maddesi sadece Anayasa’ya aykırı olmayıp aynı zamanda Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medenî Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk metinlerine de aykırıydı. Bu maddenin iptali kadın ve erkeğin hak açısından daha eşit hale gelmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Kadın ve erkek ister evlilik içinde olsun ister yasalar önünde olsun her zaman eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’ne karşı yapılan bireysel başvurular her ne kadar sadece başvuran kişi için sonuç doğursa da bu konu ile ilgili başka birçok başvuru olduğundan Anayasa Mahkemesi ilgili maddeyi iptal etme kararı almıştır. Sonuç olarak ilgili maddenin iptali ile; boşanma ile birlikte velayet kendisine verilen anne, çocuğuna kendi soyadını verebilecektir.
“Velayet hakkı tevdi edilen annenin çocuğun soyadının kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebinin velayet hakkı kapsamındaki yetkilerin kullanımı ile ilgili olduğu, velayet hakkı kapsamında çocuğun soyadını belirleme hakkının da yer aldığı, aynı hukuksal konumda olan erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil edeceği, evlilik birliği içinde doğan çocuğun taşıdığı ailenin soyadını, evlilik birliğinin sona ermesi ile kendisine velayet hakkı tevdi edilen annenin kendi soyadı ile değiştirmesini engelleyici yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, somut olayda söz konusu değişikliğin çocuğun üstün yararına da aykırı bulunmadığı ve çocuğun soyadı değişmekle kişisel durumunun değişmeyeceği (TMK m. 27) dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda verdiği hak ihlaline ilişkin kararları da gözetilerek, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2018/1306 E. 2018/4719 K. sayılı ve 09.04.2018 tarihli kararı)
