Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/19895 E. , 2026/920 K.
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/581 E., 2024/1507 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi
SAYISI: 2017/848 E., 2023/855 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından
dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne
karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince
taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının
kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik,
süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,
temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan
rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin alt işverenin davalılardan …
Şirketinde sigortalı işçi olarak çalışırken 07.03.2017 tarihinde iş kazası geçirdiğini, iş
kazası geçirdiği inşaat diğer davalılardan asıl işveren … Şirketinin bulunduğunu,
davalıların inşaat şantiyesinde çalışmakta iken 07.03.2017 tarihinde saat 08:15 sularında
kule vinçten 30 metre yükseklikten 2 demir etre balyası başına ve 1 demir eltrede eline
düşerek müvekkilini sakatladığını beyanla maddi ve manevi tazminatın hüküm altına
alınmasını talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı … (eski unvanı …) vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket açısından
davanın husumetten reddini gerektiğini, kazanın oluşumda asıl kusurun davacıda
olduğunu, gerekli …önemlerinin alındığını, işçiye iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin
eksiksiz verildiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, müvekkil firmada 30.01.2017
tarihinde aylık brüt 1.777,50 TL ücretle işe başlandığını, inşaat işçisi olarak görev
yaptığını, 07.03.2017 tarihinde meydana gelen iş kazası tamamen davacının dikkatsiz ve
sorumsuzca hareket etmesi, tüm uyarılara rağmen kule vinç yük taşırken altında
dolaşması nedeniyle meydana geldiğini, kaza sonrasında davacı, müvekkil firma
tarafından hastaneye kaldırılmış, tüm tedavi masrafları müvekkil firmaca karşılandığını,
gerek asıl işveren olan … Yapı, gerekse müvekkili firmanın iş ve işçi güvenliğine önem
veren firmalar olduğunu, bu doğrultuda, …ve …Firmasınca ilgili şantiye sürekli
denetlenmiş ve inşaatta bu hususta …uzmanı çalıştırıldığını, işçiye iş sağlığı ve güvenliği
eğitimleri eksiksiz verildiği gibi tüm ekipmanlarda kendisine eksiksiz olarak verilip ve
denetiminin sağlandığını, tüm işçiler ile birlikte davacıya kule vincinin yük taşıdığı sırada
hiç bir surette altından geçilmemesi, durulmaması hususları defalarca anlatıldığını ve
uyarıldığını, davacının tüm uyarılara rağmen sorumsuz bir tutum sergileyerek vincin
altından geçtiğini, müvekkili şirkette iş yeri ve işçi güvenliği tedbirlerinin alınmaması
noktasından bir kusurun atfedilemeyeceğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; “…Davacının
07.03.2017 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle YSK raporunda maluliyet
oranının %19 olduğu, YSK raporuna itiraz üzerine dosya kapsamına göre aldırılan ATK
raporunda da maluliyet oranının %53 oranında tespit edildiği anlaşılmıştır. Dosya
kapsamında aldırılan tazminat hesabına ilişkin 10.07.2023 tarihli dosya içeriğine uygun
raporuna göre SGK tarafından ödenen geçici iş göremezlik gelirleri düşüldükten sonra
maddi zararının 1.843.245,01-TL olduğu sabit olup davacının davasının kabulü davalıdan
tahsiline karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…” gerekçesiyle davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde
taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı …. San. ve …. Ltd. Şti. vekili gerekçeli istinaf dilekçesi ile davacının SGK Yüksek Sağlık
Kurulunca verilen maluliyete ilişkin raporunu kabul ettiğini, davalıların itirazı üzerine
dosyanın maluliyet oranının tespiti için Adli Tıp Kurumuna gittiğini, Adli Tıp Kurumu
raporunda maluliyetin %53 olarak belirlendiğini, ancak Yüksek Sağlık Kurulu
raporundaki %19 maluliyet oranının davalılar yönünden usuli kazanılmış hak olduğunu,
hesaplamanın bu oran üzerinden yapılması gerektiğini, hesap raporuna esas ücretin
hatalı tespit edildiğini, müvekkili tarafından davacıya yapılan ödemelerin mahsup
edilmemesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını
talep etmiştir.
Davalı … vekili gerekçeli istinaf dilekçesi ile müvekkiline %40 kusur verilmesinin hatalı
olduğunu, müvekkilinin asıl işveren olmadığını, 3. kişi konumunda olduğunu, davacının
Yüksek Sağlık Kurulu raporunu kabul ettiğini, hesaplamanın Yüksek Sağlık Kurulu raporu
doğrultusunda yapılması gerektiğini, hesap raporuna esas aylık ücretin hatalı tespit
edildiğini, diğer davalı tarafından yapılan ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini
belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacı vekili gerekçeli istinaf dilekçesi ile manevi tazminata az hükmedildiğini, manevi
tazminat taleplerinin tam kabulü gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının
kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “…Davalılar
vekilleri davacının Yüksek Sağlık Kurulunun raporunu kabul ettiğini, davalıların itirazı
üzerine Adli Tıp Kurumundan verilen maluliyete ilişkin raporda maluliyetin %19’dan,
%53’e çıktığını, davacının itirazı olmadığı için kendileri yönünden usuli kazanılmış hak
doğduğunu, maddi tazminat hesaplamasının %19’luk maluliyet oranına göre yapılması
gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş iseler de her ne kadar dairemizce davalıların
bu istinaf sebepleri doğrultusunda aktüerya bilirkişisi…’dan maddi tazminat hesabına
yönelik rapor alınmış ise de Yüksek Sağlık Kurulunun vermiş olduğu maluliyet raporuna
davacı tarafça itiraz edilmemesinin davalılar lehine usuli kazanılmış hak teşkil
etmeyeceği, aksi yorumun sadece davanın taraflarına sağlanmış usuli bir güvence olması
durumunun maddi hak talebinin kısıtlanması, usul hukukunun adil yargılanma
güvenceleri içinde maddi hukukun gerçekleşmesine, hakların korunması amacına da
aykırı olduğu, maddi gerçekliğin usule feda edilmesi anlamına gelebileceği, Anayasa
Mahkemesinin 20/05/2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2021/… başvuru
numaralı 21.12.2023 tarihli kararında da belirtildiği üzere adil yargılanma hakkının ve
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararında bu yönde olduğu
anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesince aldırılan aktüerya hesap bilirkişisi raporundaki
maddi tazminat hesaplamasının yerinde olduğu, davalıların bu yöndeki istinafının haklı
olmadığı kanaatine varılmıştır. Davalılar vekilleri aynı zamanda davalı tarafından yapılan
ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş olup; İlk Derece
Mahkemesince hesaplanan maddi tazminat alacağında Dairemizce aldırılan hesap
bilirkişisi raporundaki davalıların yapmış olduğu 22.700,00 TL tutarındaki ödemenin
güncelleştirilmesi sonucunda hesap edilen 34.934,75 TL’nin mahsup edilmesi
gerekmekte olup, bu husus ek rapor aldırılmasına gerekli bir durum olmayıp mahsup
işlemi dairemizce aşağıdaki şekilde yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince aldırılan aktüerya hesap bilirkişisi raporundaki maddi tazminat
hesaplaması 1.843.245,01 TL – 34.934,75 TL (Dairemizce aldırılan hesap bilirkişisi
raporundaki davalıların yapmış olduğu ödemenin güncelleştirilmesi sonucunda bulunan)
=1.808.310,26 TL davacının maddi tazminat alacağı hesaplanmıştır.
Davacı vekili manevi tazminata az hükmedildiğini, manevi tazminat taleplerinin tam
kabulü gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş olup; davacının maluliyet oranı,
tarafların kusur durumu, tarafların sosyal ekonomik durumu, davacının meydana gelen iş
kazasından dolayı duymuş olduğu elem ve ızdırap dikkate alındığında manevi tazminat
talebinin tam kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin
hatalı olduğu, davacı vekilinin istinafında haklı olduğu kanaatine varılmıştır. …”
gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi
kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında;
“A- Davanın kısmen kabulü ile -Davacının maddi tazminatı talebinin kabulü ile 1.808.310,26 TL’nin kaza tarihi olan
07.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken
ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine, -Davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza
tarihi olan 07.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan
müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalılar
vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı … Firma vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını
yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece
Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek
suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi
kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371.
maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13, 16, 20… .
maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesi.
3. Değerlendirme
Mahkemece sendikalar tarafından bildirilen emsal ücret, TÜİK emsal ücret araştırması
verisi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı… Başkanlığı tarafından ilan edilen emsal işçilik
ücretlerinin ortalamasının alınması suretiyle davacının ücretinin dönem asgari ücretinin
1,921 katı olarak tespit edildiği ve bu doğrultuda düzenlenen hesap raporunun hükme
dayanak kılındığı, ortalama alınması şeklindeki bu uygulamanın yerinde olmadığı
anlaşılmakta ise de tespit edilen 1,921 katı ücretin davacının yaptığı işin niteliğine,
mesleki tecrübesine, yaşına, tanık anlatımlarına ve dosya kapsamına göre yerinde olduğu
anlaşıldığından bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki
nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya
hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere
göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde
görülmemiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davalı … … Firması sigortalısı olarak çalıştırılan
davacı kazalının iş yerinde, kule vinçten malzeme düşmesi suretiyle yaralandığı, kazanın
gerçekleştiği iş yerine ilişkin davalı … (eski unvanı …) vekilinin beyanına ve Dairemizce
eksik evrakların ikmali amacıyla dosyanın iade edilmesinden sonra sunulan belge ve
sözleşmelere göre dava dışı …Sanayi Ltd. Şti. Firması tarafından İstanbul ili … ilçesi 186
no.lu parselde yapılacak 212 dairelik inşaatın sözleşmeye ekli mimari, betonarme,
elektrik, mekanik ve asansör projelerine uygun olarak yapım işinin davalı … (eski
unvan ile … Firmasına verildiği ), devamla bu sözleşme kapsamında üstlenilen işin
bir kısmının (kaba inşaat işleri) davalı … … Firmasına verildiği, Mahkemece hükme
esas alınan kusur heyet bilirkişi raporunda davalı … Firmasının üst işveren sıfatıyla %40
oranında, davalı … Firmasının ise alt işveren sıfatıyla %50 oranında, davacı işçinin %10
oranında kusurlu olduğu tespitinin yapıldığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının
Kurumca % 19 oranı olarak belirlendiği, davalılar vekillerinin itirazları üzerine dosyanın
Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiği, Yüksek Sağlık Kurulunun 07.10.2020 tarihli kararı
ile oranın %19 oranı olarak belirlendiği, kararın taraflara tebliğ olunduğu, davacı
vekilince takip eden 05.02.2021 tarihli celsede YSK kararına bir diyeceğimiz
yoktur şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece davalılar vekillerinin itirazları
üzerine dosyanın ATK 2.Üst Kuruluna gönderildiği ve bu kez oranın %53 olarak
belirlendiği, dosyanın hesap bilirkişine tevdi edildiği, 10.07.2023 tarihli hesap
raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranı %53 oranı olarak kabulü ile zararının
1.843.245,01 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince rapor gibi talep arttırım sunulduğu,
Mahkemece rapor doğrultusunda karar verildiği, davalılar vekillerinin istinaf başvurusu
üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile davalılarca yapılan
ödemenin mahsubu suretiyle İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas
hakkında davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek
kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve
kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu’nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal
veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin
ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için
görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı
işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl
işveren, alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş
sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan
yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun’un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği
yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun’un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu’ndan, sözleşmeden ve toplu iş
sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun’un 12/6. maddesi ile de Kurumun
alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak
istenmiştir. Aksi halde 48 57… sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak
isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere
vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”. Asıl
işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun 2.
maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı
nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen
sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi
veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve
alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı
da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek
için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İş yerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren”
sıfatını kazanamayacağı için bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve
anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya
bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda
kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı
sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş yeri
olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil,
bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya
işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale
suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanunun tanımladığı anlamda
asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi ya
da yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı
çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren
değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin
bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve
asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt
işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da
aynı yöndedir.)
Öte yandan, usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı
sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay
uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana
ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada,
Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri
lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf
yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı
dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından
bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir.
Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme
yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf
yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli
unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan
yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk
devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi
ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk
kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı
(09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması
karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak
hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya
Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında
sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir
hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E,
2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak
ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59… /5 sayılı İçtihadı
Birleştirme kararı)
Somut olayda; Mahkemece tüm dosya kapsamından davalı … Firmasının üst işveren ,
kazalı işverenin alt işveren olduğu yönünde değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise
de verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Şöyle ki kazanın gerçekleştiği iş
yerine ilişkin sunulan sözleşme örnekleri, ruhsat bilgileri, ticaret sicil kayıtları ve iş yeri
tescil dosyası incelenerek davalılar ile dava dışı …firması arasındaki hukuki ilişkinin
niteliğine yönelik de değerlendirme yapılmadığı bu hali ile de işverenlik sıfatı yönünde
yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın karar verildiği anlaşılmakla verilen
hüküm hatalı olmuştur. Yine davacının Kurum Yüksek Sağlık Kurulu kararı ile
belirlenen orana itirazı bulunmamasına rağmen davalılar itirazı üzerine
hazırlanan ve daha yüksek oran belirleyen ATK 2.Üst Kurul Raporuna itibarla
hüküm tesisi de davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde
olup bu husus da hatalıdır.
O halde mahkemece yapılacak iş; davacıya atfedilen kusur oranı somut olaya uygun
görülmekle birlikte ceza ve rücu dosyası (Dairemizce eksik evrakların ikmali amacıyla
istenilen denetmen raporu içeriği ve İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi 2019/804 Esas,
2023/99 Karar sayılı rücu dosyasında üst işveren sıfatıyla dava dışı …firmasının yer aldığı
ve Kurum alacağından sorumlu tutulduğu da görülmekle) örneği, davalılar ve dava dışı
firma arasında düzenlenen sözleşme hükümleri ,iş yeri tescil dosyası, bu şirketlere ait
faaliyet alanlarını da içerir ticaret sicil kayıtlarının ve tüm dosya kapsamının
incelenmesinden sonra davalılar ile dava dışı …Sanayi Limited Şirketi arasındaki hukuki
ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinin var olup olmadığı
veya 3. kişi sıfatıyla davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığının yukarıdaki
açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip değerlendirilmesi ile Kurum denetmen
raporu, rücu ve ceza dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporları da dikkate
alınarak çelişkileri giderecek ve yukarıdaki hususları gözetecek şekilde İşçi Sağlığı ve …ile
iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişilerden kusur oran ve aidiyeti
konusunda oluşa uygun kusur raporu almak, kusur oran ve aidiyetinin tereddüte yer
bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit edilmesinden sonra yeniden hesap raporunun
aldırmak alınacak raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının %19 oranı olarak esas
almak ve davacı tarafça hükmün temyiz edilmediği görülmekle hükme esas alınan
10.07.2023 tarihli hesap raporundaki verilerin aynen korunması iş bu raporda işlemiş
(bilinen) devre sonu tarihi dâhil bu verileri değiştirmeden, bu tarihten sonra yürürlüğe
giren asgari ücretteki değişiklikleri de rapora yansıtmamak (ve mahsubun önceki hüküm
gibi yapılması) suretiyle belirlenen kusur oranlarını uygulamak ve usuli kazanılmış
hakları gözetecek şekilde oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

