Yargıtay 2. HD., E. 2022/9933 K. 2023/659 T. 21.2.2023
MAHKEMESİ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece
Mahkemesince asıl ve karşı davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( 4721 sayılı Kanun ) 166 ncı
maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulüne, asıl davada 4721 sayılı Kanun’un 161 inci ve 162 nci
maddelerine dayalı boşanma taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun
kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kısmen kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm
kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
Sayfa 1/8
verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı kadın vekili dava ve cevaba cevap (karşı davaya cevap) dilekçelerinde özetle;
tarafların 1997 yılında evlendiklerini, biri ergin iki çocuklarının olduğunu, müvekkilinin iki yıl kadar önce
davalı-karşı davacının kendisini aldattığını öğrendiğini, davalı-karşı davacının itiraf edip müvekkilinden af
dilediğini, çok geçmeden davalı-karşı davacının af dilemesinin ve bütün vaatlerinin samimi olmadığının ortaya
çıktığını, davalı-karşı davacının müvekkiline hakaret ettiğini, sözde mail yazışmaları ile ilgili hiç olmayacak bir
olay çıkarıp evi terk ettiğini, bu tartışmadan aylar önce ev tutup hazırladığını, malvarlığını kaçırmaya
çalıştığını, evi terk etmesinden sonra da aldatma olaylarının devam ettiğini, onur kırıcı davrandığını,
müvekkilini sürekli kilosu nedeniyle aşağıladığını, psikolojik şiddet uyguladığını, müvekkilinin ailesine karşı
saygısız davrandığını, taraflara ait ortak hesaptan sürekli para çektiğini, ev tuttuktan sonra müvekkilinin
e-mail hesaplarına girdiğini, müvekkilini yatak odasına kilitleyip tehdit ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını,
müvekkiline iftira attığını, 10 yaşındaki ortak çocuğun eline şampanya şişesi verip sosyal medyada küçük
playboy diyerek paylaştığını, müvekkilinin kredi kartının minimum ödeme tutarını ödediğini, müvekkilinin evin
tüm market alışverişini bu karttan ve kendi parasıyla yaptığını, davalının küçük çocuğa ilgi göstermediğini,
gerçek dışı söylemlerle büyük çocuğu müvekkiline karşı doldurduğunu, müvekkilinden gizli tutmak istediği için
tüm fatura ve telefon bilgilerini şirkete yönlendirdiğini, başka kadınlarla görüşüp buluştuğunu, güven sarsıcı
davrandığını belirterek, tarafların 4721 sayılı Kanun’un 161 inci, 162 nci ve 166 ncı maddeleri uyarınca
boşanmalarına, erkeğin karşı davasının ve taleplerinin reddine, velâyetini istediği müşterek çocuk Cem lehine
aylık 15.000,00 TL tedbir/iştirak nafakasına, müvekkili lehine aylık 30.000,00 TL tedbir/yoksulluk nafakasına,
nafakaların her yıl ÜFE oranında artırılmasına, müvekkili lehine dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi
ile birlikte 5.000.000,00 TL maddî, 5.000.000,00 TL manevî tazminata, aile konutunun müvekkiline tahsisine,
eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilerek şimdilik 100.000,00 TL alacağın yasal faiziyle davalı-karşı
davacıdan tahsiline, davalı-karşı davacı adına kayıtlı malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar
verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Mart 2017’de karşı
tarafı aldattığını ikrar ettiğinin doğru olduğunu, bu ikrardan sonra tarafların evliliklerini düzeltmek amacıyla
terapiste gittiklerini, barıştıklarını, pek çok tatile beraber çıktıklarını, Aralık 2017’de evliliklerinin yirminci yılını
kutladıklarını, müvekkili açısından zinanın hiçbir koşulunun bulunmadığını, affetmeyle sonuçlanan olaydan
sonra müvekkilinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmadığını, karşı davalının evlilik süresince aşırı
kıskanç davrandığını, öyle ki müşterek çocuğun telefonu aracılığı ile müvekkilini 2017 yılı Mart ayından Ekim
ayına kadar 7 ay boyunca takip ettiğini, müvekkilinin Mart 2018’de …’ya gitme teklifini reddettiği için karşı
davalının müvekkilini tehdit ettiğini, yatak ayırdığını, müvekkiline “Git protokol hazırla, getir” dediğini,
müvekkilinin Nisan 2018’de kiralık ev bakmaya gittiğini, müvekkilinin konuttan taşınmasına yol açan son
olayın ise müvekkilinin, müvekkilinin evdeki ortak bilgisayara girdiğinde karşı davalının paralı bir internet
sitesi vasıtasıyla Mayıs 2018’de eski erkek arkadaşını arattırdığına ilişkin mail yazışmalarını gördüğünü,
bunun üzerine müvekkilinin karşı davalıdan bilgi ve telefon kayıtlarını istediğini, ancak karşı davalının bu
konuda müvekkiline açıklama yapmaktan kaçındığını, müvekkilinin psikolojik şiddet ve aşağılanmaya maruz
kaldığını, karşı davalının çocukların giderlerine katılmadığını, sosyal medya arkadaşlarını müvekkilinden
sakladığını, evlilik birliği süresince aşırı kıskançlık yaptığını, gün içinde sayısız defa müvekkilini arayarak
kontrol ettiğini, cüzdanını ve ceketinin ceplerini karıştırdığını, müvekkilinin sosyal aktivitelerine izin
vermediğini, ailesini ziyaret etmesini bile olağan dışı bir davranış gibi karşıladığını, müvekkiline hakaret
ettiğini, müvekkilinin aylık gelirini aşacak şekilde harcamalarda bulunduğunu, müvekkilini az maaşla
çalışmakla suçladığını, çocukların bakımından ev işlerine kadar hiçbir konuda özen göstermediğini, son
yıllarda evde doğru düzgün yemek yapmadığını, aile ve yatak odası sırlarını akrabalarına ve arkadaşlarına
anlattığını, bardağı taşıran son damlanın karşı davalının evlilik öncesinde sevgili olduğu kişi ile yeniden
internet aracılığıyla iletişime geçtiğini şiddetle inkar etmesi, telefon kayıtlarını müvekkille paylaşmaması ve en
son olarak facebookta kayıtlı arkadaşlarını müvekkilden gizlemesi olduğunu, karşı davalının da müvekkiline
“Sen artık taşınsan iyi olur” dediği için müvekkilinin Temmuz 2018’de ortak konuttan taşınmak zorunda
kaldığını, Mart 2019’da trafik kazası geçiren müşterek çocuk .’ın ziyaretçilerini engellediğini, ortak çocuğu
evden kovduğunu, anahtarı değiştirerek çocuğun eve girmesine engel olduğunu belirterek, asıl davanın
reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca
boşanmalarına, müşterek çocuk .’in velâyetinin müvekkiline verilmesine, aksi halde ortak velâyet olarak
düzenlenmesine, müvekkili lehine 500.000,00 TL maddî, 500.000,00 TL manevî tazminatın karşı davalıdan
tahsiline, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilerek şimdilik 100.000,00 TL alacağın karşı davalıdan yasal
faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 08.09.2021 tarihli ve 2019/491 Esas, 2021/223 Karar sayılı kararı ile,
tarafların birbirlerine karşı saygı ve sevgilerinin bittiği, aralarında fikir uyuşmazlığının olduğu, birbirlerine
mesafeli davrandıkları, davalı-karşı davacı erkeğin karısına karşı psikolojik şiddet uyguladığı, fiziksel
görünümüne ilişkin aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunduğu, aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle evi terk
ettiği, güven sarsıcı hareketlerde bulunduğu, hakaret içeren eylemlerin olduğu, davacı-karşı davalı kadının
kocasına karşı sürekli onu takip ederek güven sarsıcı hareketlerde bulunduğu, kıskançlık gösterdiği evlilik
birliğinin sarsılmasında erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğu, davac-karşı davalı kadın her ne kadar
zina sebebiyle boşanma davası açmış ise de, dosya kapsamı, dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında bu
hususun kadın tarafından affedildiği, kocasının kendisini aldattığı yönündeki beyanından sonra birlikte
yaşamaya, birlikte tatillere gitmeye devam ettikleri, bu hususun af kapsamında kaldığı, en azından hoş görü
ile karşılanacak davranışlardan olduğu kanaatiyle zina nedeniyle açılan davanın reddi gerektiği, yine
davacı-karşı davalı kadın 4721 sayılı Kanun’un 162 nci maddesi uyarınca boşanma davası açmış ise de bu
maddede düzenlenen boşanma sebeplerinin unsurlarının da somut olayda gerçekleşmediği, kadın yararına
yoksulluk nafakası ve tazminat koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile asıl ve karşı davanın 4721 sayılı
Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulü ile tarafların boşanmalarına, asıl davada 4721
sayılı Kanun’un 161 inci ve 162 nci maddelerine dayalı boşanma taleplerinin reddine, müşterek çocuk .’in
velâyetinin anneye verilmesine, baba ile arasında şahsi ilişki tesisine, velâyeti anneye verilen müşterek
çocuk. için dava tarihinden itibaren aylık 3.000,00 TL tedbir, 27.01.2021 tarihinden itibaren ise aylık
10.000,00 TL tedbir, kararın kesinleşmesinden itibaren ise aylık 10.000,00 TL iştirak nafakasına, kadın için
dava tarihinden itibaren aylık 5.000,00 TL tedbir, 15.10.2019 tarihinden itibaren aylık 2.000,00 TL tedbir,
kararın kesinleşmesinden itibaren ise aylık 7.500,00 TL yoksulluk nafakasına, belirlenen iştirak ve yoksulluk
nafakalarına karar tarihinden itibaren devir eden sonraki yıl karar tarihindeki ÜFE oranında artış
uygulanmasına, kadın lehine boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
500.000,00 TL maddî, 500.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine, erkeğin boşanmanın fer’îsi
niteliğindeki tazminat taleplerinin reddine, tarafların mal rejimine ilişkin davalarının yargılama sırasında tefrik
edilmesi sebebiyle bu talepler yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin 15.06.2022 tarihli ek kararı ile, davalı- karşı davacı erkek vekilince kadının
davasında verilen boşanma hükmünün taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği belirtilerek gerekli işlemlerin
yapılması için Bölge Adliye Mahkemesine müracaatta bulunulduğu, bunun üzerine Bölge Adliye
Mahkemesinin 01.06.2022 gün ve 2021/1847 esas sayılı yazısı ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 302 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün istinaf edilmeyen
kısımlarına ilişkin kesinleştirme talebiyle ilgili işlemlerin tamamlanması için dosyanın İlk Derece Mahkemesine
iade edildiği, buna göre; kadının istinaf dilekçesinde, hükmün velâyete dair düzenlemeyi içeren fıkrası dışında
kalan hususların tamamının istinaf edildiğinin yazılı olduğu, talep sahibi erkek vekilinin istinaf dilekçesinde
ise, boşanma kararının tarafların kusur durumu cihetiyle ve fer’isi yönüyle istinaf edildiğinin açık ve net
biçimde belirtildiği, tüm dosya kapsamı incelendiğinde; hem boşanma kararının hem de fer’îlerine ilişkin
hüküm fıkralarının istinafa taşındığı, Bölge Adliye Mahkemesince henüz bir karar verilmediği, bu haliyle
hükmün boşanma kararı yönünden kesinleşmiş olduğundan söz edilemeyeceği, kaldı ki hukuk
mahkemelerinde kısmi kesinleştirme işleminin de yapılmadığı gerekçesiyle davalı-karşı davacı vekilinin
kesinleştirme talebinin reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 08.09.2021 tarihli asıl kararına karşı süresi içinde her iki
taraf vekili tarafından, 15.06.2022 tarihli ek kararına karşı ise süresi içinde davalı-karşı davacı erkek vekili
tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı-karşı davalı kadın vekili İlk Derece Mahkemesi’nin 08.09.2021 tarihli asıl kararına karşı sunmuş
olduğu istinaf dilekçesinde özetle; 4721 sayılı Kanun’un 161 inci ve 162 nci maddelerine dayalı boşanma
taleplerinin reddi, erkeğin karşı davasının kabulü, kusur belirlemesi ile nafakaların ve tazminatların miktarları
yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
2. Davalı-karşı davacı erkek vekili İlk Derece Mahkemesi’nin 08.09.2021 tarihli asıl kararına karşı sunmuş
olduğu istinaf dilekçesinde özetle; karşı tarafın iddialarının gerekçeli kararda ayrıntılı olarak yer aldığı halde
müvekkilinin iddialarına yer verilmediğini, 6100 sayılı Kanun’un 297 nci maddesi gereğince gerekçeli karar
hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, karşı tarafça dayanılmayan iddialara kusur tespitinde yer
verildiğini, mahkemenin kusur değerlendirmesi ve oranının yerinde olmadığını, çoğunun birlikte yaşamaya
devam edilmesiyle af kapsamında kaldığını beyanla, kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar ve miktarları
yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
3. Davalı-karşı davacı erkek vekili İlk Derece Mahkemesi’nin 15.06.2022 tarihli ek kararına karşı sunmuş
olduğu istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi’nin karşı tarafın istinaf dilekçesinin sadece ilk
sayfadaki konu bölümünü dikkate alarak karar oluşturduğunu, sonuç ve talep bölümündeki talepleri
görmezden geldiğini, eksik inceleme ile hüküm kurduğunu, karşı tarafın asıl davada verilen boşanma
hükmünü istinaf etmediğini, taraflarınca da kadının asıl davasında verilen boşanma hükmünün istinaf
edilmediğini, kesinleştirme taleplerinin hukuka aykırı bir biçimde yerine getirilmediğini, bu yönden ek karar
gerekçesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu beyanla, ek kararın kaldırılmasına, boşanma kararının
kesinleştirilmesine, aksi halde kesinleşme yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine
karar verilmesi talebiyle ek kararın tümü yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında 2017 yılına
kadar bir takım sorunlar yaşandığı, erkeğin 2017 yılında eşini aldattığını itiraf ettiği, boşanma aşamasına
gelen tarafların barışarak evlilik birliğini devam ettirdikleri, 2017 yılı sonlarında ve 2018 yılı içerisinde ailece
hep birlikte tatillere gittikleri, tarafların evlilik birliğini sürdürmeleri nedeniyle 2017 yılına kadar birbirlerine
atfettikleri kusurları affetmiş sayılacakları, bu tarihten önceki olaylara dayanılarak taraflara kusur
yüklenemeyeceği, devam eden süreçte erkeğin eşine kiloları hakkında olumsuz söylemlerde bulunduğu,
kadının da aşırı kıskanç tavırlar sergilediği, erkeği yalancılıkla suçladığı, en son kadının internet ortamında
yaptığı araştırmadan şüphelenen erkeğin eşinden telefon kayıtlarını göstermesini istediği, kadının bu isteğe
olumsuz cevap verdiği, eşine karşı güven sorunu yaşayan erkeğin ortak konutu terk ettiği ve fiili ayrılık
döneminde eşine ve küçük çocuğa yeterli maddi katkıda bulunmadığı, evlilik birliğinin temelinden
sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, kadın tarafından açılan davada 4721 sayılı
Kanun’un 161 inci ve 162 nci maddelerinde düzenlenen özel boşanma şartlarının gerçekleşmediği, yine
mahkemece tarafların iddiaları özetlendikten sonra gerekçeli kararın 18 inci sayfasında karşılıklı olarak açılan
davalarda kusur belirlemesinin yapıldığı, bu haliyle gerekçeli karar hakkının ihlâl edildiğinden
bahsedilemeyeceği, müşterek çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçları, tarafların dosyaya yansıyan sosyal ve
ekonomik durumları dikkate alındığında hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası miktarları ile kadın yararına
hükmedilen tedbir nafakası miktarlarının hakkaniyete uygun olduğu, ancak kadın yararına hükmedilen
yoksulluk nafakası miktarının fazla olduğu, yine eşit kusurlu kadın yararına 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü
maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca tazminata hükmedilemeyeceği, kesinleştirme işleminin idari işlem
niteliğinde olup her zaman mahkemece düzeltilmesi veya kaldırılmasının mümkün bulunması ve istinafa konu
edilemeyeceğinden erkeğin ek karara yönelik istinaf dilekçesinin reddi gerektiği gerekçesiyle; kadının kusur
belirlemesine yönelik istinaf talebinin reddine, yüklenen vakıaya yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne,
erkeğin kusur belirlemesine ve yüklenen vakıaya yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, boşanmaya yol
açan olaylarda tarafların eşit kusurlu sayılmalarına, erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik istinaf talebinin
kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakasına ilişkin bendinin kaldırılmasına, kadın
yararına kesinleşmeden itibaren aylık 5.000,00 TL yoksulluk nafakası takdiri ile nafakanın kararın kesinleştiği
tarihten itibaren her yıl TÜİK’in belirleyeceği ÜFE oranında artırılmasına, erkeğin kadın lehine hükmedilen
tazminatlara yönelik istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kadın yararına hükmedilen
tazminatlara ilişkin bendinin kaldırılmasına, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine, erkeğin
15.06.2022 tarihli ek karara yönelik istinaf dilekçesinin reddine, tarafların sair istinaf istemlerinin ise esastan
reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili tarafından
temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı-karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf incelemesi devam ederken
taraflarınca … 14. Aile Mahkemesi’nin 2022/394 Esas sayılı dosyası üzerinden karşı taraf aleyhine zina
nedenine dayalı olarak yeni bir boşanma davası ikame ettiklerini, bu durumun Bölge Adliye Mahkemesine
bildirildiğini ancak istinaf mahkemesince davaların birleştirilmesine karar verilmeden dosyanın karara
çıkartıldığını, eldeki davanın yeni açılan boşanma davası ile birleştirilmek üzere İlk Derece Mahkemesine
iade edilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan eşit kusur değerlendirmesinin
ve buna bağlı olarak tazminat taleplerinin reddi kararının yerinde olmadığını, müvekkilinin eşini hiç bir zaman
affetmediğini, karı koca ilişkisi yaşamadıklarını, tatillerin çocuklar için önceden planlanmış tatiller olduğunu,
kaldı ki karşı tarafın sadakatsizlik ve zina eylemlerinin dava tarihine kadar devam ettiğini, hakaret ve
psikolojik şiddetinin de süregeldiğini, müvekkilinin aşırı kıskanç davranmadığını, karşı tarafı takip etmediğini,
takip programını tarafların ortak çocuklarının yüklediğini, müvekkilinin bir dahlinin olmadığını, karşı tarafın
maddi imkanlarının standardın çok çok üstünde olduğunu beyanla, öncelikle dosyanın … 14. Aile
Mahkemesinin 2022/394 Esas sayılı yeni açmış oldukları boşanma dava dosyası ile birleştirilmek üzere İlk
Derece Mahkemesine iade edilmesi, aksi halde 4721 sayılı Kanun’un 161 inci ve 162 nci maddelerine dayalı
davalarının reddi, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri ile nafakaların miktarı yönünden temyiz
isteğinde bulunmuştur.
2. Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı tarafın 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı
maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabul edilen boşanma davasının taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği
halde kesinleşme işlemlerinin yapılmamasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin
gerekçeli kararının 6100 sayılı Kanun’un 297 nci maddesine aykırı olup tarafların eşit kusurlu olduğunun
kabulü ile ekonomik yönden kadın yararına yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı, kusur
bakımından karşı tarafın ağır kusurlu olup olmadığı tartışılmaksızın, deliller muhakeme edilmeksizin gerekçeli
karar hakları ihlal edilerek hüküm verildiğini, karşı tarafın … ilinde yaklaşık değeri toplam 25.000.000,00 TL’yi
bulan taşınmazların maliki olduğunu, düzenli kira ve emeklilik gelirinin bulunduğunu, ayrıca mücevher ve
mevduat yatırımlarının da olduğunu, karşı taraf yararına yoksulluk nafakası koşullarının oluşmadığını, kaldı ki
karşı tarafın ağır kusurlu olması nedeni ile yoksulluk nafakası ve yıllık artış kararının tamamen kaldırılması
gerektiğini beyanla; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası, yoksulluk nafakasına
uygulanan yıllık artış oranı ile taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleşen kadının davasında verilen boşanma
hükmü gereğince kesinleştirme işlemlerinin yapılmaması yönünden temyiz isteğinde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarında taraflar arasında ortak hayatı
temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte geçimsizlik bulunup
bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kusur belirlemesi, kadının 4721 sayılı
Kanun’un 161 inci ve 162 inci maddesine dayalı boşanma talepleri hakkında verilen ret kararının yerinde olup
olmadığı, kadın yararına boşanmanın fer’îsi niteliğindeki nafaka ve tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı,
nafakaların miktarlarının yerinde olup olmadığı, İlk Derece Mahkemesince verilen boşanma hükmünün
kesinleşip kesinleşmediği, davacı-karşı davalı kadının temyiz aşamasındaki birleştirme talebinin yerinde olup
olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 161 inci, 162 nci maddeleri ile 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,
169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddesi, 6100 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin beşinci
fıkrası, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri.
3.Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde
yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere,
uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına,
yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve
özellikle İlk Derece Mahkemesince kadının, 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasına dayalı
boşanma davasında verilen boşanma hükmünün taraflarca istinaf edilmeyerek istinaf ve katılma yoluyla
istinaf süresi sonunda 02.12.2021 tarihinde kesinleştiğinin, kesinleştirme işleminin idari işlem niteliğinde olup,
6100 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesince her zaman
yapılabileceğinin, kadın tarafından dosya istinaf aşamasında iken 14.06.2022 tarihinde … 14. Aile
Mahkemesinin 2022/394 Esas sayılı dosyasında açılan boşanma davasının dava tarihi itibariyle taraflar
arasındaki evlilik birliğinin boşanma ile 02.12.2021 tarihinde sona ermiş olduğunun, bu nedenle Bölge Adliye
Mahkemesince birleştirme talebi konusunda karar verilmemesinin doğru olduğunun anlaşılmasına göre her
iki taraf vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3.Taraflarca karşılıklı olarak açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma
davalarının İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, boşanmaya sebebiyet veren
olaylarda, eşine psikolojik şiddet uygulayan, eşine yönelik fiziksel görünümüne ilişkin aşağılayıcı söz ve
davranışlarda bulunan, aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle evi terk eden, güven sarsıcı hareketlerde bulunan
ve eşine hakaret eden erkeğin ağır kusurlu, eşine karşı sürekli onu takip ederek güven sarsıcı hareketlerde
bulunan ve kıskançlık gösteren kadının ise az kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın 4721 sayılı Kanun’un
166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 7.500,00
TL yoksulluk nafakası ile 500.000,00 TL maddî, 500,000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir. Karar
hakkında tarafların istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; erkeğin 2017 yılında eşini aldattığını
itiraf ettiği, boşanma aşamasına gelen tarafların barışarak evlilik birliğini devam ettirdikleri, 2017 yılı
sonlarında ve 2018 yılı içerisinde ailece hep birlikte tatillere gittikleri, tarafların evlilik birliğini sürdürmeleri
nedeniyle 2017 yılına kadar birbirlerine atfettikleri kusurları affetmiş sayılacakları, bu tarihten önceki olaylara
dayanılarak taraflara kusur yüklenemeyeceği, devam eden süreçte ise erkeğin eşine kiloları hakkında
olumsuz söylemlerde bulunduğu ve fiili ayrılık döneminde eşine ve küçük çocuğuna yeterli maddi katkıda
bulunmadığı, kadının ise, aşırı kıskanç tavırlar sergilediği, erkeği yalancılıkla suçladığı, en son kadının
internet ortamında yaptığı araştırmadan şüphelenen erkeğin eşinden telefon kayıtlarını göstermesini istemesi
üzerine kadının bu telefon kayıtlarını eşine vermemek suretiyle erkeğin güvenini sarstığı, gerçekleşen bu
durum karşısında tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü ile kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası
miktarı aylık 5.000,00 TL’ye düşürülmüş, kadının tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiş, hüküm
taraflarca temyiz edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda her ne kadar
tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiş ise de, dosya kapsamından, tarafların Bölge Adliye
Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarının yanında davalı-karşı davacı erkeğin
ayrıca son olayda kadının telefon kayıtlarını kendisine vermemesi karşısında kadına mesaj yoluyla hakaret
ettiği ve evi terk etmek suretiyle birlikte yaşamaktan kaçındığı sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında
evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı erkeğin, davacı-karşı davalı
kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme
sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görüşülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
4.4721 sayılı Kanun’un 175 inci maddesindeki düzenlemeye göre; boşanan eş yararına yoksulluk
nafakasına hükmedebilmek için, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması
gerekir. Her ne kadar Mahkemece kadının emekli maaşı ve kira geliri var ise de tarafların ve özellikle erkeğin
sosyal ve ekonomik durumu dikkate alındığında kadının yoksulluğa düşeceği gerekçesi ile davacı-karşı
davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, toplanan delillere ve
özellikle kadın hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre, kadının SGK emeklisi
olduğu, 2019 yılında aylık 2.700,00 TL emekli maaşının bulunduğu, eşi ile ortak tapulu 1/2 hisseli .’de
bulunan yarı olimpik havuzlu 550 metrekare lüks villada küçük oğluyla kaldığı, yine kadının kendi adına kayıtlı
…/. Ağaoğlunda stüdyo dairesinin bulunduğu bu daireden kira geliri olduğu, yine eşi ile ortak hisseli sahip
olduğu …/ …’te bulunan ofisten de aylık kira gelirinin olduğu, adına kayıtlı . model . marka aracının olduğu,
bireysel emeklilik sisteminde birikiminin olduğu, kadının asıl mesleğinin İngilizce Öğretmenliği olup .
Üniversitesinde yüksek lisans yaptığı, hal böyle iken kadının boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği
anlaşılmaktadır. Bu durumda, 4721 sayılı Kanun’un 175 inci maddesi koşulları somut olayda davacı-karşı
davalı kadın yararına gerçekleşmemiştir. O halde, davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin
reddine karar verilecek yerde, yazılı olduğu şekilde isteğin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş,
bozmayı gerektirmiştir.
5.Yukarıda (3) numaralı paragrafta açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda
tazminat isteyen davacı-karşı davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik
haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddi desteğini yitirdiği
anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı
ile 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Kanun’un 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen
“hakkaniyet kuralları” da dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası
uyarınca davacı-karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi
gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş,
bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Yukarıda (3), (4) ve (5) numaralı paragraflarda belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi
kararının, kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ile kadının reddedilen tazminat
talepleri yönünden BOZULMASINA,
2. Yukarıda (2) numaralı paragrafta belirtildiği üzere her iki taraf vekilin sair temyiz tirazlarının reddi ile
temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin
6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

